25/6/2006 · Kategori: Medyadan

MAO VE LENİN’E ATATÜRK ELBİSESİ

                             

Mao ve Lenin’e Atatürk elbisesi giydirip millete ve değerlerine savaş açanlar, devleti ele geçirmiş durumda

BBP Genel Başkan Yardımcısı ve Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Selçuk Özdağ, “Türkiye’de hortumculara, haksız kazanç elde edenlere, bölücülere sınırsız hürriyet; örtülülere ise sonsuz eziyet vardır” dedi ve ekledi: “Bu zihniyetin dün kurtarılmış bölgeleri vardı… Bugün de kamusal alanları var.”
BBP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Selçuk Özdağ ile Türkiye gündemi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Ülke gerçeklerinin sürekli gizlendiği ve bazı çevrelerin inançlara yasak dayatmasıyla bu gerçeklerden kaçtığını belirten Özdağ çifte standartlar, Atatürkçü Milliyetçiliği, sağ-sol dengesi, YÖK, Cumhurbaşkanlığı ve siyaset gibi pek çok konuda aydınlatıcı bilgiler verdi:

Türkiye her dönemde aynı senaryoların kurbanı oluyor diyebilir miyiz?
Türkiye’nin bir numaralı meselesi, Mao’ya, Lenin’e Atatürk elbisesi giydirerek millete ve değerlerine savaş açanların, devleti ele geçirmiş olmalarıdır ve kazanımlarını kaybetmemek için de irticayı, milli ve yerli kadroların önünü kesmek için bir baskı aracı olarak kullanmalarıdır. 12 Eylül 1980 öncesi bu zevatların, bu zihniyetin “kurtarılmış bölgeleri” vardı. Şimdi de onların iz düşümü olan “Kamusal alanları” var.

Kriz çığırtkanlığı kimin işine yarar? Ülkede istikrar istemeyen çevreler mi var?
Demokrasinin önünü tıkayan da, küçük meseleleri kriz halini getiren de bunlar ve bu zihniyettir. İrtica olmasa bile bu zihniyete çeşitli vesile, manipülasyonlar ve provokatif eylemlerle irticayı yoktan var ederler. Mesela başörtüsünün problem olarak kalması en çok bunların işine geliyor. İnanç, fikir ve teşebbüs hürriyeti istiyor gibi gözükmelerine rağmen İslam’la, milli ve manevi değerlerle ilgili özgürlükleri ya görmezden geliyorlar ya da zararlı görüyorlar. Bu zihniyet demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik, laik hukuk devletine dayalı bir cumhuriyetten yana değildirler.

Çifte standart hangi yollarla uygulanıyor?
Türkiye’de hortumculara haksız kazanç elde edenlere, bölücülere sınırsız hürriyet; örtülülere ise sonsuz eziyet vardır. Türkiye’de başörtüsü problemi çözülürse, malum zihniyet, dini hayatı baskı altında tutacak oyuncaklarını, argümanlarını kaybetmiş olacaktır. O zamanda Türkiye’nin gerçek gündemi, (Eğitim, sağlık, ulaşım, gelir dağılımı, hür basın) konuşulacaktır. Türkiye’yi suni gündemlerle meşgul edenler, Anadolu insanına köle, maraba muamelesi yapanlar bunlardır. Türkiye zengindir fakat 200 yıldır fakirleştirilmektedir.

“Atatürk milliyetçiliği olamaz” diyorsunuz mesela. Bunu biraz açar mısınız? Milliyetçiliğin Türkiye’de büründüğü renk nedir?
Türkiye’deki milliyetçilik Türk milliyetçiliği değildir. Atatürk milliyetçiliği gibi bir yanlışa düşülmektedir. Fatih, Yavuz, Osman milliyetçiliği olamayacağı gibi Atatürk milliyetçiliği de olamaz. Atatürk’ün kendisi Türk milliyetçisiydi. Türkiye’deki milliyetçilik bir kesim tarafından gündeme taşındığı içindir ki o kesime karşı olanlar Türk milliyetçiliğine de soğuk bakmaktadırlar. Bu da gösteriyor ki ideolojiler üzerimize giydirilen deli gömlekleridir. Böyle olunca da uygulanış biçimleri nedeni ile bir milliyetçilik başka bir milliyetçiliği teşvik etmektedir. Bir dinin değerlerine karşı olmak o dinin mensuplarını tahrik eder, rencide eder. Bir cephe açılınca karşısındaki cephe de kendiliğinden açılır. Türkiye’de son on yıldır böyle bir kör dövüşü, kısır döngü ile gerçek gündem unutturulmaktadır. Sovyetler yıkıldıktan sonra bazıları cephe değiştirmiş olmakla beraber, kafalarındaki şablonu değiştirmediler.

“Sol’un duruşunu nasıl nitelendiriyorsunuz, bir kararlılık görüyor musunuz?”
Herkes özeleştiri yaptı 12 Eylül sonrası ülkücüler, 28 Mart sonrası kanaat önderleri. Fakat sol bazı bireysel itiraflar hariç özeleştiri yapmamıştır. 50 yıl önce dünyaya hangi pencereden bakıyorlarsa şimdi de aynı pencereden bakıyorlar. Zaten Türkiye’de bir Türk solu yoktur, bağımsız bir Türk solu olmamıştır. 12 Eylül sonrası ay yıldızlı bayrak yerine orak çekiçli ya da sarı yıldızlı bayraklar taşımışlar. İstiklal marşı yerine de enternasyonal marşını söylemişlerdir. Muğla’da 4 yıl önce 2002’de CHP il kongresinde İstiklal Marşı okumamışlar, saygı duruşunda da bulunmamışlardır. Atatürk ismini de anmamışlardır. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan için de devrim şehitleri tabirini kullanmışlardır. Muğla il emniyetinde de bu CD mevcuttur.

Dünyada ve Türkiye’de sağ-sol dengesi nasıl? Aralarında uçurum var mı gerçekten?
Dünya’nın her yerindeki sağ-sol ayrışması ekonomik-sosyal ayrışma ve farklılaşmadan ortaya çıkmıştır. Mesela; Avrupa’da sol partiler daha liberal, daha özgürlükçü, daha bireyden yana partiler iken, sağ partiler daha muhafazakar, daha statükocu, daha tutucu bir çizgiyi takip etmişlerdir. Türkiye’de ise sağ-sol ayrışması sosyal-ekonomik politikalardan değil, partilerin din ve milli değerler karşısındaki tutumu ile belirlenmektedir. Türk insanı, sol partiler yerlilik ve yabancılık gibi politik zihni çizgilerinden dolayı her zaman millet değerlerinin karşıtı olarak görmüş ve de hiçbir zaman iktidara getirmemiştir.

Türkiye’de şeffaflık var mı?
Türkiye’de başörtüsü serbestisi, inanç hürriyeti, YÖK kanunu, siyasi partiler yasasının demokratikleşmesi gibi konular, sol partileri kirli emellerine alet oluyor. Bu ülkede inanç hürriyeti, başörtüsü serbestisi, YÖK kanununun değişmesi, Siyasi Partiler Yasası demokratikleştirilmesi, cumhuriyeti ve laik sistemi tehdit etmez. Bilakis şeffaflık, Türkiye’yi her alanda zenginleştirir. Bölücülüğünde, despotizmin de, oligarşinin oportünizmin de, irticanın da ilacıdır şeffaflık. Türkiye’de siyasi partilerin konumunu, din ve milli değerler gibi tartışmaların alanından çıkartıp sosyal meselelere bakışındaki farklılıkları ile tanımlamak ve benimsemek gerekmektedir. Dinin karşısında olanlar solcu, yanında ve saygılı olanlar da sağcı olarak tarif ve tavsif edilmişlerdir.

“Savunduğumuz bazı değerler belli bir süre sonra ülkeye ve geleceğimize zarar veriyor” düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela ulusalcılık, üniter devlet vs…
Bizce ulusalcılık; milliyetsiz milliyetçiliktir. Ulusalcılıkta, demokrasi, hukukun üstünlüğü, inanç hürriyeti ön planda değildir. Varsa yoksa üniter yapı, vatanın bölünmezliğidir. Evet, vatan bölünmesin, üniter yapı bozulmasın, bayrak inmesin. Bunların ebedi olabilmesi, hürriyetlerden, şeffaflıktan, bürokratik cumhuriyetten değil, demokratik cumhuriyetten geçer. Irak’ta yıllarca sınırlar değişmedi, zoraki bir üniter yapı kuruldu. Lakin bugün parça parça. Ekonomide gelir dağılımında denge olmalı, özelleştirme hızlanmalı ve peşkeşe dönüştürülmemeli, eğitimde fırsat eşitliği olmalı, üniversitelere asistan, öğretim görevlisi uzman, okutman merkezi sınav sistemi ile alınmalı. Devlet-kamu kurumlarının tüm harcamaları ciddi denetimlere tabi tutulmalıdır.

Türkiye için en büyük tehlike nedir?
Bugün Türkiye için en büyük tehlike bölücü PKK ve siyasi yandaşların ayrı toprak talebinde bulunmaktan vazgeçmiş görünüyor. Lakin diyorlar ki 85 yıl önce Türkiye Cumhuriyetini iki millet; Kürtler ve Türkler yönetti. Şimdi bir 85 yıl Abdullah Öcalan ve Kürtler yönetecek. Bunu deme gaflet, hıyanet ve cesaretinde bulunuyorlar. Bu zihniyeti yenmenin yolu da şeffaflık, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve din hürriyetinden geçer.

BBP’yi ülke siyasetinin neresinde görüyorsunuz?
Devleti yönetenler, milletin dini ve değerleri ile barışacaklar ve saygılı olacaklardır. Bunun başka yolu yoktur. Türkiye’yi kuran irade milli ve manevi değerlere saygılı ve bağlı Türk Milleti’nin iradesidir. Kahramanlığa, zor anlarda test edilerek ulaşılır. Milletini ve değerlerini satmayacak ve satın alınmayacak liderlere ihtiyaç var. BBP sayısı ile değil niteliği ile özgül ağırlığı ile gündemde kalmayı bilmiştir. Gücün karşılığı sayılar değil niteliktir. Kantite değil kalitedir, suret değil sirettir. Zarf değil mazruftur. Türkiye gibi demokratikleşmeye çalışan bir ülkede siyasi iktidar uçurumların kenarında açan çok renkli bir çiçektir. Lider de bu çiçeği koklayabilen, oradan alıp millet bahçesine dikebilen kahramandır. Millet, Türkiye parti aramıyor, lider arıyor.

Vakit Gazetesi
Söyleşi: Engin Kaşdaş
23.06.2006

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »