11/8/2006 · Kategori: Medyadan

Yazıcıoğlu Suriye'den dönüyor

 

                               

 

Yazıcıoğlu, Suriyeli yetkililerle, İsrail'in Lübnan'a yaptığı saldırılarla ilgili olarak görüşmelerde bulunduğunu söyledi.

BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, başta Suriye Başbakanı Muhammed Naci Itri olmak üzere, diğer üst düzey Suriyeli yetkililerle görüşleler yaptığını belirtti.

Yazıcıoğlu, Suriye Başbakanı Itri ve diğer yetkililerle, Türkiye Suriye ilişkileri ve İsrail'in Lübnan'a yaptığı saldırılarla ilgili olarak görüşmelerde bulunduğunu belirterek şunları söyledi: ''Türk halkının meydana gelen saldırılarla ilgili düşüncelerini ve desteklerini belirtmek için bu geziye çıktık. Lübnan halkının yanında olduğumuzu göstermek istiyoruz. İslam ülkelerinin meydana gelen bombalamalarla ilgili olarak gösterdiği tepkilerin yetersiz olduğunu belirttik. Birleşmiş Milletler'in de gereken tepkilerini göstermediği konusunda görüşlerimizi açıkladık. BM'nin İsrail'in işlediği cinayetleri durdurması gerektiğini söyledik.''

Suriye tarafının ülkeye gelen göçmenlerle ilgili olarak bilgi verdiğini belirten Yazıcıoğlu, bugüne kadar Suriye'ye Irak'tan 500 bin, Lübnan'dan 200 bin ve Golan Tepeleri'nden ise 300 bine yakın vatandaşın mülteci olarak geldiğini öğrendiklerini belirtti. Yazıcıoğlu, mültecilerin bulunduğu kampları gezdiklerini ve buradaki insanların durumunu incelediklerini söyledi.

Yazıcıoğlu, Lübnan'a gitmek için bugün Şam'dan yola çıktıklarını ve Lübnan'a girmek için gittikleri kuzey bölgesindeki sınır kasabası Arida'dan hava karardığı ve yol güvenliği bulunmadığı yönünde, Suriye ve Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan bilgi alınması üzerine, Türkiye'ye dönme kararı aldıklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti: ''Sınırda bulunan Suriyeli yetkililer, Lübnan'dan her gün çok sayıda yurttaşın Suriye'ye geldiğini söylediler.

Sınırda acil yardım için Suriye Kızılayı'nın sağlık merkezi açılmış. Lübnan'dan kimliksiz bile gelse ülke vatandaşlarının Suriye'ye girmesine izin verdiklerini söylediler.'' Yazıcıoğlu, bugün akşam saatlerinde Suriye'nin Halep kentine gideceklerini ve daha sonra da geç saatlerde Hatay'a geçeceklerini kaydetti.

haber7.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

6/8/2006 · Kategori: Medyadan

BBP lideri Yazıcıoğlu, Suriye'ye gitti

                                   

 

BBP'den yapılan yazılı açıklamada, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve Genel Başkan Yardımcıları Faruk Gültekin, Abdullah Erin, MKYK üyeleri Metin Gündoğdu, Mehmet Efe, Kemal Yavuz, Tuncay Özfidan ve kalabalık bir heyetle Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ve Suriye Başbakanı, Meclis Başkanı, maliye ve ekonomiden sorumlu bakanlarla ayrıca sanayi ve ticaret odaları başkanları ve işadamlarıyla görüşmek ve yaşanan olayları yerinde incelemek için Suriye'ye gittiği belirtildi.

Yapılan açıklamada, Yazıcıoğlu ve beraberindeki heyetin 6 Ağustos günü saat 24.00'te BBP Genel Merkezi önünden hareket ettiği dile getirilerek, bugün saat 11.00'de sınırdan geçerek Şam'a gideceği kaydedildi.

8-9 Ağustos tarihlerinde Yazıcıoğlu ve beraberindeki heyetin, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, Suriye Başbakanı, Meclis Başkanı, maliye ve ekonomiden sorumlu bakanlarla sanayi ve ticaret odaları başkanları ve işadamlarıyla görüşeceği belirtilildi. Açıklamada, Yazıcıoğlu'nun 9 Ağustos Çarşamba günü öğleden sonra Lübnan sınırında son noktalarda incelemelerde bulunacağı belirtildi.

Yazıcıoğlu, 10 Ağustos Perşembe günü Türkiye'ye dönmek üzere Suriye'den hareket edecek.

 

Kaynak:haber7.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

2/7/2006 · Kategori: Medyadan

Erken seçim iyi olur

                                   

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, ''Sözde ittifak arayışlarını doğru bulmuyorum'' dedi. Partisinin Maltepe İlçe Teşkilatının düzenlediği Boğaz'daki tekne gezisine ailesiyle katılan Yazıcıoğlu, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

 

Mevcut iktidarın, cumhuriyet tarihinin en avantajlı iktidarı olduğunu, ancak bunu iyi kullanamadığını savunan Yazıcıoğlu, şunları söyledi: ''İktidarın en fazla övündüğü ve vatandaşlarımıza başarısı olarak ifade ettiği konu ekonomik gelişmelerdi. İktidar, makro ekonomik dengeleri kurduğunu ve ekonomide büyümenin gerçekleştirildiğini, dünyadaki büyük ekonomik güçler arasına Türkiye'nin de sokulduğunu ifade etmektedir. Halbuki gerçekler böyle değil. Gerçekler böyle olsa bundan hepimiz memnuniyet duyarız.''

Ekonomideki son dalgalanmayla yüzde 20 oranında bir devalüasyon yaşandığını, Türkiye'deki yatırımcıların yeniden risk altına girdiğini ifade eden Yazıcıoğlu, benzin zamlarının diğer fiyatlara yansıdığını ve bu şekilde tüketicinin zamdan iki kere etkilendiğini kaydetti.

Erken seçim konusundaki bir soruyu yanıtlayan Yazıcıoğlu, seçim sistemi gerçek anlamda demokratikleşmeden yapılacak seçimin anlamı olmayacağını ifade ederek, ''Normal seçime de çok fazla bir şey kalmış değil. Bu iktidarın bundan sonra yapabileceği bir şey yok. Bir an evvel erken seçime götürüp, millet iradesini tazelemekte fayda vardır. Ama bunu zorlamak için provokasyonlara başvurulmasını asla kabul etmiyoruz'' dedi.

Yazıcıoğlu, ittifak arayışları konusundaki bir soruya da şöyle yanıt verdi: ''Sözde ittifak arayışlarını da doğru bulmuyorum. Bunların yöntemleri de yanlış. Başta kendileri yanlış. Türkiye bu noktaya geldiyse onlar getirdiler. Eğer bugün yanlış iktidar varsa, onların ürünüdür bu iktidar. Bu iktidarın her yanlışından onlar da sorumlular. Dolayısıyla dün ne yapmışlar ki şimdi bir araya gelecekler.''

 

kaynak:haber7.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

25/6/2006 · Kategori: Medyadan

MAO VE LENİN’E ATATÜRK ELBİSESİ

                             

Mao ve Lenin’e Atatürk elbisesi giydirip millete ve değerlerine savaş açanlar, devleti ele geçirmiş durumda

BBP Genel Başkan Yardımcısı ve Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Selçuk Özdağ, “Türkiye’de hortumculara, haksız kazanç elde edenlere, bölücülere sınırsız hürriyet; örtülülere ise sonsuz eziyet vardır” dedi ve ekledi: “Bu zihniyetin dün kurtarılmış bölgeleri vardı… Bugün de kamusal alanları var.”
BBP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Selçuk Özdağ ile Türkiye gündemi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Ülke gerçeklerinin sürekli gizlendiği ve bazı çevrelerin inançlara yasak dayatmasıyla bu gerçeklerden kaçtığını belirten Özdağ çifte standartlar, Atatürkçü Milliyetçiliği, sağ-sol dengesi, YÖK, Cumhurbaşkanlığı ve siyaset gibi pek çok konuda aydınlatıcı bilgiler verdi:

Türkiye her dönemde aynı senaryoların kurbanı oluyor diyebilir miyiz?
Türkiye’nin bir numaralı meselesi, Mao’ya, Lenin’e Atatürk elbisesi giydirerek millete ve değerlerine savaş açanların, devleti ele geçirmiş olmalarıdır ve kazanımlarını kaybetmemek için de irticayı, milli ve yerli kadroların önünü kesmek için bir baskı aracı olarak kullanmalarıdır. 12 Eylül 1980 öncesi bu zevatların, bu zihniyetin “kurtarılmış bölgeleri” vardı. Şimdi de onların iz düşümü olan “Kamusal alanları” var.

Kriz çığırtkanlığı kimin işine yarar? Ülkede istikrar istemeyen çevreler mi var?
Demokrasinin önünü tıkayan da, küçük meseleleri kriz halini getiren de bunlar ve bu zihniyettir. İrtica olmasa bile bu zihniyete çeşitli vesile, manipülasyonlar ve provokatif eylemlerle irticayı yoktan var ederler. Mesela başörtüsünün problem olarak kalması en çok bunların işine geliyor. İnanç, fikir ve teşebbüs hürriyeti istiyor gibi gözükmelerine rağmen İslam’la, milli ve manevi değerlerle ilgili özgürlükleri ya görmezden geliyorlar ya da zararlı görüyorlar. Bu zihniyet demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik, laik hukuk devletine dayalı bir cumhuriyetten yana değildirler.

Çifte standart hangi yollarla uygulanıyor?
Türkiye’de hortumculara haksız kazanç elde edenlere, bölücülere sınırsız hürriyet; örtülülere ise sonsuz eziyet vardır. Türkiye’de başörtüsü problemi çözülürse, malum zihniyet, dini hayatı baskı altında tutacak oyuncaklarını, argümanlarını kaybetmiş olacaktır. O zamanda Türkiye’nin gerçek gündemi, (Eğitim, sağlık, ulaşım, gelir dağılımı, hür basın) konuşulacaktır. Türkiye’yi suni gündemlerle meşgul edenler, Anadolu insanına köle, maraba muamelesi yapanlar bunlardır. Türkiye zengindir fakat 200 yıldır fakirleştirilmektedir.

“Atatürk milliyetçiliği olamaz” diyorsunuz mesela. Bunu biraz açar mısınız? Milliyetçiliğin Türkiye’de büründüğü renk nedir?
Türkiye’deki milliyetçilik Türk milliyetçiliği değildir. Atatürk milliyetçiliği gibi bir yanlışa düşülmektedir. Fatih, Yavuz, Osman milliyetçiliği olamayacağı gibi Atatürk milliyetçiliği de olamaz. Atatürk’ün kendisi Türk milliyetçisiydi. Türkiye’deki milliyetçilik bir kesim tarafından gündeme taşındığı içindir ki o kesime karşı olanlar Türk milliyetçiliğine de soğuk bakmaktadırlar. Bu da gösteriyor ki ideolojiler üzerimize giydirilen deli gömlekleridir. Böyle olunca da uygulanış biçimleri nedeni ile bir milliyetçilik başka bir milliyetçiliği teşvik etmektedir. Bir dinin değerlerine karşı olmak o dinin mensuplarını tahrik eder, rencide eder. Bir cephe açılınca karşısındaki cephe de kendiliğinden açılır. Türkiye’de son on yıldır böyle bir kör dövüşü, kısır döngü ile gerçek gündem unutturulmaktadır. Sovyetler yıkıldıktan sonra bazıları cephe değiştirmiş olmakla beraber, kafalarındaki şablonu değiştirmediler.

“Sol’un duruşunu nasıl nitelendiriyorsunuz, bir kararlılık görüyor musunuz?”
Herkes özeleştiri yaptı 12 Eylül sonrası ülkücüler, 28 Mart sonrası kanaat önderleri. Fakat sol bazı bireysel itiraflar hariç özeleştiri yapmamıştır. 50 yıl önce dünyaya hangi pencereden bakıyorlarsa şimdi de aynı pencereden bakıyorlar. Zaten Türkiye’de bir Türk solu yoktur, bağımsız bir Türk solu olmamıştır. 12 Eylül sonrası ay yıldızlı bayrak yerine orak çekiçli ya da sarı yıldızlı bayraklar taşımışlar. İstiklal marşı yerine de enternasyonal marşını söylemişlerdir. Muğla’da 4 yıl önce 2002’de CHP il kongresinde İstiklal Marşı okumamışlar, saygı duruşunda da bulunmamışlardır. Atatürk ismini de anmamışlardır. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan için de devrim şehitleri tabirini kullanmışlardır. Muğla il emniyetinde de bu CD mevcuttur.

Dünyada ve Türkiye’de sağ-sol dengesi nasıl? Aralarında uçurum var mı gerçekten?
Dünya’nın her yerindeki sağ-sol ayrışması ekonomik-sosyal ayrışma ve farklılaşmadan ortaya çıkmıştır. Mesela; Avrupa’da sol partiler daha liberal, daha özgürlükçü, daha bireyden yana partiler iken, sağ partiler daha muhafazakar, daha statükocu, daha tutucu bir çizgiyi takip etmişlerdir. Türkiye’de ise sağ-sol ayrışması sosyal-ekonomik politikalardan değil, partilerin din ve milli değerler karşısındaki tutumu ile belirlenmektedir. Türk insanı, sol partiler yerlilik ve yabancılık gibi politik zihni çizgilerinden dolayı her zaman millet değerlerinin karşıtı olarak görmüş ve de hiçbir zaman iktidara getirmemiştir.

Türkiye’de şeffaflık var mı?
Türkiye’de başörtüsü serbestisi, inanç hürriyeti, YÖK kanunu, siyasi partiler yasasının demokratikleşmesi gibi konular, sol partileri kirli emellerine alet oluyor. Bu ülkede inanç hürriyeti, başörtüsü serbestisi, YÖK kanununun değişmesi, Siyasi Partiler Yasası demokratikleştirilmesi, cumhuriyeti ve laik sistemi tehdit etmez. Bilakis şeffaflık, Türkiye’yi her alanda zenginleştirir. Bölücülüğünde, despotizmin de, oligarşinin oportünizmin de, irticanın da ilacıdır şeffaflık. Türkiye’de siyasi partilerin konumunu, din ve milli değerler gibi tartışmaların alanından çıkartıp sosyal meselelere bakışındaki farklılıkları ile tanımlamak ve benimsemek gerekmektedir. Dinin karşısında olanlar solcu, yanında ve saygılı olanlar da sağcı olarak tarif ve tavsif edilmişlerdir.

“Savunduğumuz bazı değerler belli bir süre sonra ülkeye ve geleceğimize zarar veriyor” düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela ulusalcılık, üniter devlet vs…
Bizce ulusalcılık; milliyetsiz milliyetçiliktir. Ulusalcılıkta, demokrasi, hukukun üstünlüğü, inanç hürriyeti ön planda değildir. Varsa yoksa üniter yapı, vatanın bölünmezliğidir. Evet, vatan bölünmesin, üniter yapı bozulmasın, bayrak inmesin. Bunların ebedi olabilmesi, hürriyetlerden, şeffaflıktan, bürokratik cumhuriyetten değil, demokratik cumhuriyetten geçer. Irak’ta yıllarca sınırlar değişmedi, zoraki bir üniter yapı kuruldu. Lakin bugün parça parça. Ekonomide gelir dağılımında denge olmalı, özelleştirme hızlanmalı ve peşkeşe dönüştürülmemeli, eğitimde fırsat eşitliği olmalı, üniversitelere asistan, öğretim görevlisi uzman, okutman merkezi sınav sistemi ile alınmalı. Devlet-kamu kurumlarının tüm harcamaları ciddi denetimlere tabi tutulmalıdır.

Türkiye için en büyük tehlike nedir?
Bugün Türkiye için en büyük tehlike bölücü PKK ve siyasi yandaşların ayrı toprak talebinde bulunmaktan vazgeçmiş görünüyor. Lakin diyorlar ki 85 yıl önce Türkiye Cumhuriyetini iki millet; Kürtler ve Türkler yönetti. Şimdi bir 85 yıl Abdullah Öcalan ve Kürtler yönetecek. Bunu deme gaflet, hıyanet ve cesaretinde bulunuyorlar. Bu zihniyeti yenmenin yolu da şeffaflık, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve din hürriyetinden geçer.

BBP’yi ülke siyasetinin neresinde görüyorsunuz?
Devleti yönetenler, milletin dini ve değerleri ile barışacaklar ve saygılı olacaklardır. Bunun başka yolu yoktur. Türkiye’yi kuran irade milli ve manevi değerlere saygılı ve bağlı Türk Milleti’nin iradesidir. Kahramanlığa, zor anlarda test edilerek ulaşılır. Milletini ve değerlerini satmayacak ve satın alınmayacak liderlere ihtiyaç var. BBP sayısı ile değil niteliği ile özgül ağırlığı ile gündemde kalmayı bilmiştir. Gücün karşılığı sayılar değil niteliktir. Kantite değil kalitedir, suret değil sirettir. Zarf değil mazruftur. Türkiye gibi demokratikleşmeye çalışan bir ülkede siyasi iktidar uçurumların kenarında açan çok renkli bir çiçektir. Lider de bu çiçeği koklayabilen, oradan alıp millet bahçesine dikebilen kahramandır. Millet, Türkiye parti aramıyor, lider arıyor.

Vakit Gazetesi
Söyleşi: Engin Kaşdaş
23.06.2006

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

23/6/2006 · Kategori: Medyadan

AKP'yi sokağa çıkartmayız

  

             

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu AKP iktidarının Avrupa Birliği Müzakerelerini siyasi gündemi değiştirme ve ekonomik sorunları örtme aracı olarak kullandığını söyledi ve “Rumlara Limanları ve Havaalanlarını açacak bir adımı atacak iktidarı sokağa çıkamaz hale getiririz” dedi.

Asıl Sorunların Üstü Kapatılıyor

Yazıcıoğlu, AKP iktidarının AB müzakerelerini kullanarak gündemi değiştirdiğini, Türkiye'nin asıl sorunlarının üstünü kapattığını vurguladığı konuşmasında “AKP iktidarı AB müzakere sürecini siyasi gündemi değiştirme ve ekonomik sorunları örtmek için kullanıyor. Türkiye'nin asıl sorunu işsizlik, yoksullaşma, yolsuzluklar ve terördür. Bu sorunların hiçbirine çözüm üretemeyen iktidar, hiçbir işe yaramayacağı bilinen AB müzakereleriyle gündem değiştiriyor” diye konuştu.

İktidar AB Hayaliyle Milleti Uyutuyor
AB dönem başkanı Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in Avrupa Birliği'nin Türkiye ile imtiyazlı ortaklık yapılabileceği yönündeki açıklamalarına dikkat çeken Yazıcıoğlu “ Avusturya Başbakanı Schüssel müzakerelerin zor geçeceğini, tam üyeliğin imkansız olduğunu saklamıyor ve Türkiye'ye ortaklık önerisinde bulunuyor. Birçok AB üyesi benzer sözler söylüyor ve önümüze asla kabul edemeyeceğimiz talepler getiriyor. Ama hala AKP iktidarı AB hayaliyle milleti uyutuyor” dedi.
Yazıcıoğlu, iktidarın Türk Milleti'nin gerçek sorunlarını çözmek yerine daha da derinleştirdiğini vurgulayarak “Esas olarak milletimiz sayın başbakana 3 Y ile ilgili vaatlerinin ne olduğunu, yolsuzlukla, yoksullukla, yasaklarla mücadele ne oldu diye soruyor” diye konuştu.

Kıbrıs Feda Edilemez
1999 Helsinki zirvesinde alınan kararların Rum yönetimini daha avantajlı hale getirdiğini belirten Yazıcıoğlu, Kıbrıs davamızda en önemli geri adımlardan biri Annan planına rıza göstermek olduğunu vurguladı.
“Kıbrıs şimdi önümüze Avrupa Birliği dayatması olarak konuluyor” diyen Yazıcıoğlu “İktidarın artık Kıbrıs konusundaki restinin arkasında durmasını bekliyoruz. Limanların, havaalanlarının Rumlara açılması kesinlikle kabul edilemez. Böyle bir adım KKTC'ni feda etmek olur. Bunu Türk Milleti kesinlikle kabul etmeyecektir. Böyle bir adımı atacak olan iktidarı sokağa çıkamaz hale getiririz” ifadesini kullandı.

AKP'nin Bütün İcraatları Tutarsız
AKP hükümetinin ek protokolü imzaladıktan sonra Kıbrıs ile ilgili açıklamalarının tutarsız olduğunu belirten Yazıcıoğlu “iktidarın bütün icraatları zaten çelişkilerle dolu, iş başına geldiklerinden beri her zaman attığı doğru kabul edilen adımları geri çekmişler, çelişkilerle dolu bir iktidar dönemi yaşatmışlardır” dedi.

Erken Seçim Vatan Hainliği Değil
Erken seçim ihtimalini değerlendiren Yazıcıoğlu, seçimin iktidar istemediği sürece olamayacağını, antidemokratik yöntemleri de doğru bulmadıklarını belirterek “Seçim demokratik bir araçtır, şartlar doğduğu takdirde yapılır, bazen iktidar istemese de bu şartlar doğabilir ve seçim yapılır. Türkiye'de bu şartlar doğmuştur. Toplum erken seçim beklentisine girdiğinde iktidar da karşı koyamaz ve yapılır. Seçim vatan hainliği falan değil neticede miletin hakimiyetine başvurulacak. Başbakanın seçim isteğini vatan hainliği gibi göstermesi doğru değil” diye konuştu.

Cumhurbaşkanını Halk Seçsin
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle de ilgili konuşan Yazıcıoğlu, 1993 yılında Özal vefat ettikten sonra bütün liderlere cumhurbaşkanını halkın seçmesi doğrultusunda öneri götürdüğünü fakat hiçbirinin bunu kabul etmediğini, halbuki geçen zaman içinde böyle bir yasal düzenlemenin yapılabileceğini belirtti. Yazıcıoğlu “Bu Türkiye'nin istikrarı için çok yararlı olurdu. Her dönem böyle bir çekişmenin devleti yıpratma sebebi haline getirilmiş olması esef vericidir. Eğer bu meclis dönem sonuna kadar devam edecekse cumhurbaşkanını meclis seçecektir. Ama bizim öteden beri istediğimiz cumhurbaşkanını halkın seçmesidir. Bu konuyu bir demokrasi sorunu haline getirmek yerine kimin işine yarayıp yaramadığına bakılmalıdır” dedi.

kaynak:haber7.com

                         

           

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::